Doğum öncesinde, doğum sırasında çocuklarına ve onların geleceklerine önem veren bilinçli anneler yetiştikçe annelerin zihinlerini kurcalayan pek çok soru ile karşı karşıya kalıyoruz. Bunların en başında
Doğum nedir?
Doğum travmalı bir durum mudur?
Doğum fizyolojik mi yoksa ruhsal boyutu olan bir kavram mıdır?
Bebekle annenin buluşması travma olabilir mi? … gibi sorular gelmektedir.
Bu konuya ruhsal boyutundan bakan psikanalitik ekolün önemli temsilcilerinden olan Otto Rank, doğum ve doğum travmasına farklı bir bakış getirmiştir. Rank rahimde geçen rahat, huzur dolu bir dönemin ardından, bebeğin doğum kanalından kayıp anne kucağına gelene kadarki süreçte doğum travmasının yaşandığını paylaşmaktadır. İnsan, yaşamındaki kaygılarının çoğunu doğum anında yaşanan ayrılık kaygısının tekrarı şeklinde yorumlamıştır. Buna göre yaşamdaki birincil kaygının kökeni doğum anı ve doğumda yaşanılanlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Doğumdan sonra ayrılık kaygısını yaşayan bebek, kaybettiklerine karşılık annesinin de yardımı ile yeni ilişkiler kurar. Annenin en büyük desteği, doğum sonrası annenin bedeni ile bebeğin bedeninin çıplak ten tene temasıdır. Anne ile bebek arasında güvenli bağlanmanın temelini bu temas oluşturur. Sonrasında ise bebek çevre ile iletişim halinde olmaya devam eder. Ancak gelişim sürecinin doğal sonucu olarak kurulan beraberlikler, ileride bir yenisi kurulmak üzere daima sona erer ve ayrılık kaygısı, yaşam döngüsünün her aşamasında yeniden yaşanır.
Anne rahminde bebek çabasız, amaçsız, sessiz ve huzur içinde var olma isteği olmadan yaşamaktadır. İnsanın bağımsız bir varlık olma isteği yaşamın özüdür ve temelidir. Ayrılık kaygısı yaşansa da bağımsız olma isteği anneden ayrılmayı öngörür. Bağımsızlığa doğru atılan adımlar her zaman ürkütücü ve kaygı verici olmuştur. Her kaygı ya da korkunun temelinde, doğum kaygısının yatması gibi her hazda da yaşamın anlamı ve rahim içindeki ilksel hazzı yeniden yaşamaya yöneliktir…
Çocuğun bilinçaltında üç temel travması vardır. Bu travmalardan birincisi doğum travması, ilksel hazzı yaşadığı anneden ayrılma kaygısıdır. İkinci travması memeden ayrılması, sütten kesilmesi durumudur. Doğumdan sonra bebeğin ilk ilişkiye girdiği nesne memedir ve bu bebek için bu dünyada ki sonsuz haz kaynağıdır. Üçüncü kaygı hayalidir, hadım edilme kaygısı annenin sevgilisi olmaya çalışan, erkek çocuğun babadan korkmasıdır (kız çocuk içinde tersi geçerlidir).
Doğum travması sadece yaşanılan fizyolojik zorlanmalar yani kanalda sıkışma, nefes alamama, başın travmatik bir şekilde zorlanarak çıkması değildir. İçeride çok yoğun haz durumu halindeki bebeğin doğum anında anneden ayrılmasının yarattığı ruhsal travmadır. Bunları unutmak için bebek bastırma mekanizmasını ilk defa kullanmak doğum anını unutur. Yaşanılan doğum travmasının şiddetine bağlı olarak bastırmanın oranı da değişir.
Çoğunlukla vaktinde ve rahat bir doğumla dünyaya gelmiş olan bebekleri daha sakin, dingin, kolay anlaşılabilir yapıya sahip oldukları gözlenmiştir. Hamilelik süresinin sınırlarını aşarak kullanan bebeklerin güçlü, kuvvetli, cevval, biraz öfkeli ve dışa dönük oldukları dikkat çekmiştir. Bunu şöyle açıklayabiliriz; birinci tipte doğum travması daha hafif ve kaygı düzeyi daha azdır. İkinci tipte ise, yoğun yaşanılan ilksel kaygının etkisiyle dışarı yönelir. Bastırma ve direnç mekanizması bunlarda çok yoğundur.
Kişi ister kadın ister erkek olsun, kendine yakın birini yitirdiğinde bu ayrılış yeniden ilksel ayrılışı, yani anneden ayrılmayı hatırlatır. Bir nevi yas tutar. O yüzden doğal doğum felsefesi ilksel kaygıyı en aza indirgeyerek yeni hayata yumuşak bir geçiş yapmayı hedefler.
Dr. Sebahat Turan
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
0312. 285 3000
www.doğaldoğummerkezi.com
www.doğaldoğumankara.com